Atak Logo

Atak Menü

Bir Ulusun Yok Edilemeyen Hafızası

14 Ocak 2026, 02:14 | Yazar: Şükriye Ercan | Kategori: Ülke
Bir Ulusun Yok Edilemeyen Hafızası

Uluslar yalnızca sınırlarla kurulmaz.

Bazıları hafızayla, bazıları dille, bazılarıysa dirençle ayakta kalır.

Kürt halkı, tam da bu üçüncü kategoriye aittir.

 

 

Yüz yılı aşkın süredir Kürtler hakkında yazılan resmî tarih, tek bir varsayıma dayanır: Bu halkın zamanla çözüleceği, dağılacağı ve kendiliğinden yok olacağı. Oysa tarih tam tersini gösterdi. Her inkâr politikası, Kürt kimliğini daha belirgin hale getirdi; her bastırma girişimi, yeni bir siyasal ve toplumsal bilinç yarattı.

 

Kürdistan coğrafyası bir savaş sonrası pazarlık masasında parçalandığında, hedef yalnızca toprak değildi. Asıl hedef, ortak hafızanın dağılmasıydı. Dil yasakları, zorunlu göçler, inanç üzerinden yürütülen baskılar bu nedenle devreye sokuldu. Kimlik, ya “tehlike” ya da “ayıp” haline getirildi.

 

Ancak burada temel bir yanılgı vardı: Kürt toplumu, varlığını tek bir devlet formuna ya da tek bir ekonomik modele borçlu değildi. Aksine, paylaşımcı ilişkiler, akrabalık bağları, yerel dayanışma ağları ve çok inançlı bir toplumsal yapı, bu halkın asıl taşıyıcı kolonlarıydı.

 

Modern ulus-devletlerin tekçi mantığı, Kürt gerçekliğiyle hiçbir zaman örtüşmedi. “Tek dil, tek kimlik, tek inanç” anlayışı; tarih boyunca çoğul yaşam pratikleri üretmiş bir topluma dayatıldı. Sonuç ise uyum değil, sürekli çatışma oldu.

 

 

Bu çatışmanın her evresinde Kürtler sadece direnen değil; yeniden kuran bir toplumsal refleks gösterdi. Siyasal örgütlenmeler, kültürel üretimler ve yeni yönetim modelleri, bu refleksin farklı dönemlerdeki tezahürleriydi. Örgütler doğdu, kapatıldı, dönüştü; fakat halkın kendisi sahneden hiç çekilmedi.

 

 

Son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan büyük sarsıntılar, bu gerçeği artık inkâr edilemez hale getirdi. Devletler çözüldü, sınırlar anlamını yitirdi; ama Kürt halkı, dağınık coğrafyasına rağmen politik bir özne olarak ayakta kaldı. Bu durum, yalnızca bölgesel değil küresel aktörlerin de dikkatini çekti.

 

 

Buna rağmen Türkiye’de hâlâ aynı dil tekrar ediliyor: Güvenlik, tehdit, yok etme. Oysa bu dil, geçmişte de işe yaramadı; bugün de yaramıyor. Çünkü bir halk, onu temsil eden yapılarla özdeşleştirildiğinde hata yapılır. Yapılar tasfiye edilebilir; halklar değil.

 

 

Gerçek şudur: Kürtler bir “proje” değil, tarihsel bir gerçekliktir. Ne bir liderle başlarlar ne de bir örgütle biterler. Her bastırma, yeni bir kuşağın hafızasına kazınır ve başka biçimlerde geri döner.

 

 

Bu nedenle çözüm, daha fazla baskı değil; daha fazla inkâr hiç değildir. Çözüm, eşitliktir. Tanımaktır. Birlikte yaşamı zorla değil, rızayla kurmaktır.

 

 

Çünkü tarih şunu defalarca gösterdi:

 

Bir halkla savaşan devletler zayıflar.

 

Bir halkla barışan toplumlar güçlenir.

 

______________________________________________________________________________

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!