EMİR HASAN EL MEKZUN ES SİNCARİ VE SURİYE ALEVİLERİ (Mehmet Güzel)
Emir Hasan el Mekzun es Sincari
Emir Hasan el Mekzun es Sincari’nin Arap Aleviler açısından önemi çok büyüktür ve etkisi günümüze kadar devam etmektedir. Bu etkinin, Alevi kültürel değerleri ve inancı devam ettiği sürece gelecekte de süreceği tartışma götürmez. Emir Hasan el Mekzun es Sincari, kendi döneminde Arap Alevilerin liderliğini yapmış, toplumsal ve dini otoritesini pekiştirmiş, inanç ve geleneklerinin korunmasını sağlamış, bu topluluğun siyasi ve sosyal haklarını savunmuş ve geliştirmiş, topluluğun birlik ve bütünlüğünü sağlamış, ayrıca diğer topluluklarla sağlıklı toplumsal ilişkiler geliştirilmesini temin etmiştir.
Emir Hasan el Mekzun es Sincari hakkında Muhammed Emin Galip Et Tavil’in Arap Alevileri Tarihi adlı kitabında bilgiler verilmiştir. Doğum tarihi olarak Hicri 583 (yani miladi 1187-1188) ve ölüm tarihi olarak da Hicri 638 (miladi 1240-1241) belirtilmiştir. Mekzun es Sincari, Arap Alevileri için çok önemli işler yapmış ve onları çeşitli tehlikelerden korumuştur. Ancak onun, Sincar bölgesinin emir’i olmasından hareketle bir mantık yürütme yoluyla Kürt olduğu iddiasında bulunmak, gerçekçi ve tarihsel gelişmelere uygun düşmemektedir.
Muhammed Emin Galip et Tavil’in yukarıda adı geçen kitabında Emir Hasan el Mekzun es Sincari’nin Arap olduğu açık ve net bir şekilde belirtilmiştir. Hatta O, Gassani, Kahtani, Arabi olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlar, Arap soy bilimi içinde en soylu ve en eski kabul edilen Arap kollarını işaret eder.
El Mekzun es Sincari’nin döneminde Sincar bölgesi saf Kürt bölgesi değildir; hatta şimdi bile böyle değildir. Bu bölge Aramilerin yurdudur ve Hasan el Mekzun döneminde Arami, Arap ve Kürtlerin yaşadığı bir bölgeydi. Günümüzde de öyle. Ancak o dönemler Arap Alevilerin bölgede etkinliği hepsinden daha fazladır. Arap Alevilerin tarihsel göçleri göz önünde bulundurulmalıdır. Bağdat bölgesinden Sincar, Halep ve Lazkiye civarındaki sahil bölgesine yayılmışlardı. O tarihsel koşullarda Sincar’ı Kürt coğrafyası olarak düşünmek yanıltıcıdır.
Emir Hasan el Mekzun es Sincari’yi ‘Kürt lider’ olarak Alevileri kurtaran bir şahsiyet olarak görmek ve göstermek, bir bakıma tarihi alt üst etmek anlamına gelir. Şöyle ki, Mekzun es Sincari Alevileri Kürt saldırılarına karşı korumuştur. Muhammed Emin Galip et Tavil’in Arap Alevileri Tarihi adlı kitabında bu durum açıkça şöyle ifade edilmektedir: “Es Sincari Alevîleri, özellikle Kuzey Suriye’deki Kürt, İsmailî (Nizârî) ve bazı Sünnî unsurların saldırılarına karşı korumuştur.”
Kitaptaki anlatı özetle şöyledir (Ettawîl, Târîhu’l-Aleviyyîn, s. 120 civarı):
- Yüzyıl başlarında, Cebel el-Ensariyye (bugünkü Nusayriyye Dağları, yani Lazkiye–Cisr eş-Şuğûr hattı) bölgesindeki Alevîler büyük bir baskı altındaydı.
- Bu baskılar, hem İsmailîler (özellikle Kasr el-Kahf ve Masyaf kalelerindeki Nizârîler) tarafından hem de Sünnî Kürt emirlikleri tarafından geliyordu.
- Alevî köyleri yağmalanıyor, ileri gelenleri öldürülüyor, inançları nedeniyle tehdit ediliyorlardı.
- Bu dönemde Emîr Hasan el-Mekzûn, Sinjar’dan (Irak’ın kuzeybatısı) büyük bir Alevî kuvvetiyle Cebel el-Ensariyye’ye gelerek Alevîleri örgütledi, kaleleri inşa ettirdi ve düşman saldırılarını püskürttü.
Ettawîl, Mekzûn’u “Alevîlerin koruyucusu ve devlet kurucusu” olarak över; hatta “Cebel el-Ensariyye’yi Alevîlerin ebedî yurdu hâline getiren lider” olarak tanımlar.
Ettawîl’in ifadelerine göre özetle:
“O (Emîr Mekzûn), İsmailîlerin ve Kürtlerin zulmü altında ezilen Alevîleri korumak için geldi; onları birleştirdi, düşmanlarını mağlup etti ve Cebel el-Ensariyye’de Alevî hâkimiyetini tesis etti.”
Haçlı saldırılarından sonra Kürt Emirlikleri ve İsmaililerin zulmünden Alevileri korumak amacıyla mücadele etmiş bir Alevi liderinin Kürt olmasını düşünmek, hem mantığa hem de hayatın gerçekliğine aykırıdır.
Arap Alevilerin “nesep” kuralı vardır; soy temelli bir topluluktur. Sonradan Alevi olunmaz, Alevi doğulur. Soylarını Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’e soy yoluyla dayandırırlar. Soy temelli bu topluluğun akidesi, tarihi, varlığı ve gelişmesi içerisinde olağanüstü etkileri olmuş ve bu etkiler günümüze ve hatta geleceğe kadar uzanan bir şahsiyetin, bu topluluğun nesebinden ayrı bir etnik topluluğa ait olması mümkün değildir. Tersini iddia etmek, Arap Alevilerin soy temelli varlığı ve tarihsel gelişimine aykırıdır ve mümkün değildir.

Şeyh Salih Ali
Günümüz toplumsal ve siyasal koşullarında zulmün ortak muhatapları olan Kürtler ile Alevilerin dayanışma içerisinde bulunmaları ve ortak kurtuluş mücadelesi yürütmeleri gerekli ve hatta zorunludur. Bunu savunmak ve bu ittifakı gerçekleştirmek için tarihi kişiliklerin soylarını değiştirmeye gerek ve ihtiyaç yoktur.
Suriye’de Aleviler, 6 milyon civarında nüfuslarıyla ikinci büyük topluluktur. Asli Suriye Kürtlerinin nüfusu ise 1.5 milyon olarak gösterilmektedir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Suriye_K%C3%BCrtleri) Bu toplumsal koşullarda her iki topluluğun özgür gelecekleri ve demokratik bir yapılanma oluşturmak için diğer mağdur ve baskı altındaki topluluklarla beraber dayanışma ve ittifak içerisinde olmaları zorunludur. Kürtler muazzam bir örgütlülüğe sahip ve ABD’nin belirleyici desteğiyle iyi silahlanmış durumdadırlar. Aleviler ise örgütsüz ve silahsız durumda katliamlara maruz kalmaktadırlar. Her iki topluluğun laik, seküler ve demokratik yaşam özellikleriyle birbirini tamamlayan halklardır. Suriye’nin diğer benzer özelliklerdeki topluluklarıyla, seküler Sünniler de dahil olmak üzere, ittifak halinde günümüz tek tipçi Selefi katillerin tasallutundan kurtulabilirler. Bunu yapmak için Alevileri küçük ve aciz olarak lanse etmeye de gerek yoktur. Suriye’nin kurucu topluluklarının başında gelen ve Şeyh Salih Ali liderliğinde Fransız emperyalizmine kök söktüren bir topluluktur Suriye Alevileri. Kuzeyde İbrahim Hanano liderliğinde Kürt halkı, güneyde Sultan Atraş el Başa liderliğinde Dürzi halkı ve batıda Şeyh Salih Ali liderliğinde Aleviler, Fransız emperyalizmini Suriye’den söküp atmış ve modern Suriye’yi kurmuşlardır. Suriye, içinde bulunduğu bu geçici karanlık tasalluttan kurtulacak ve yeni koşullarda yeni yönetim biçimiyle federatif demokratik bir yönetime kavuşacaktır. Bunun için kimsenin kimseyi ‘kurtarmasına’ değil, dayanışma ve ittifak halinde mücadeleye ihtiyaç vardır. Gerek bölgenin dengeleri gerekse de Suriye’nin iç siyasal şekillenmesi bunu gerekli ve zorunlu kılmakta ve gelecekteki süreci bu şekilde göstermektedir.
9 Kasım 2025
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
