FİLİSTİN SAVAŞ ANILARI -1- (Mehmet Güzel)
26 Mart 2015 tarihinde Oktay Duman, Türkiyeli devrimcilerin Filistin'deki mücadelede yer almalarıyla ilgili olarak birçok yoldaşımla olduğu gibi benimle de röportaj yaptı. Daha sonra bu röportajlar "Devrimcilerin Filistin Günlüğü 2" adlı bir kitapta yayınlandı. Oktay Duman'ın benimle yaptığı ve o dönemin devrimci sürecine açıklık getirdiğine inandığım röportajı bölümler halinde yayımlayacağım. Filistin davasının dünya gündeminde hala birinci sırada yer ettiği günümüzde merak edenler Oktay Duman'ın ilgili kitabını okuyabilirler.
Röportaj: Oktay Duman (26 Mart 2015)
Oktay Duman: Filistin süreci hangi biçimlerde gündeminize girmişti?
Mehmet Güzel: O günlerde 17 yaşında bir gençtim. Devrimci mücadelenin o günkü koşulları bizleri çabuk olgunlaştırıyordu. Lise döneminde sorumluluk almış, gençlik yıllarında önemli sorumluluklara aday olmuştum. Çocukluktan gençliğe adeta koşar adım geçmiştim. Bunlar siyasal koşulların ülkemizde yarattığı etkilerdi. Filistin hareketi benim için de bir efsaneydi. Dünya devrim mücadelesi içerisinde çok önemli bir yere sahipti. Hafızamda, algılarımda mitleştirdiğim, gerilla savaşına; emperyalizme, Siyonizm’e ve faşizme karşı çok güçlü mücadele yürüten bir hareketti. Filistin Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ni adeta ulaşılmaz görüyor, gıptayla bakıyordum. O zamanlar ‘Münih’te 21 Saat’ isminde bir film izlemiştim. Münih olimpiyatlarının Filistinli gerillalar tarafından basılması ve İsrailli sporcuların rehin alınmasını konu ediyordu. O filmin de üzerimde büyük bir etkisi olmuştu. Yine Leyla Halid ismi aramızda bir efsaneydi. Bu nedenlerle Filistin mücadelesi, bir parçası olmak istediğimiz önemli bir çekim alanıydı.

Leyla Halid
Oktay Duman: Dışarıdan bakıldığında kültürel yakınlığı itibariyle Antakya’daki devrimcilerin çok daha yakından izlediği bir ulusal kurtuluş hareketi gibi geliyor. Aslında hemen sınırda, dibinizdeki bir mücadeleden bahsediyoruz. Ayrıca Suriye’nin sunduğu olanaklar var. Katılır mısınız bu görüşe?
Mehmet Güzel: Ne kadar doğru olabilir bilemiyorum ama Ortadoğu’nun parçası olma itibariyle bu bölgenin, coğrafyanın yakınlığının yarattığı bir etki olabilir bu ama Filistin hareketi bölge itibariyle güneyde değil de Kafkaslarda olsaydı bile bizim açımızdan aynı etkiyi yaratacaktı. Örneğin Tupamaro hareketi aynı etkiyi yaratmıştır. Latin Amerika ülkelerindeki gerilla hareketleri ki o dönemler çok revaçtaydı, o hareketler de benim açımdan benzer bir cazibeye, etkiye sahipti. Bence bu ilgi Ortadoğu’ya yakın bir il olmamızdan dolayı değildi. O dönemin düşünsel ve ruhsal etkisini anlatmak istiyorum. O zamanlar dilimizden düşürmediğimiz şu ilke vardı: Devrimcilik enternasyonalizmi gerektirir. Dünyanın neresinde olunursa olunsun emperyalizme, faşizme ve Siyonizm’e karşı olmak ve o değerler içerisinde misyon üstlenmek vazgeçilmez bir devrimci görevdir algısına sahiptik ve o refleksle hareket ediyorduk. Filistin hareketi de o dönemde Siyonizm’e, emperyalizme karşı hareketlerin başında yer alıyordu. Beni ruhsal olarak ilgilendiren yanı emperyalizme, Siyonizm’e karşı oluşu ve bunların bizim ortak düşmanımız olmalarıydı. İçinde yer aldığımız devrimci mücadele de emperyalizme, Siyonizm’e ve faşizme karşı olan bir harekettir. Faşizme, emperyalizme ya da Siyonizm’e karşı ister Türkiye’de, ister Latin Amerika’da, ister Balkanlarda olsun, nerede ona yönelik bir mücadele yürütülürse devrimciler üzerinde aynı derecede bir etkiye sahiptir. O günlerdeki ruh halim de yaklaşımım da buydu.

"Münih'te 21 Saat" Film afişi
Oktay Duman: 12 Eylül faşizmiyle birlikte Ortadoğu’ya gitme ve Filistin hareketiyle ilişkilenme süreci nasıl şekillendi? Nasıl bir merkezi planlamayla Ortadoğu’da konumlanma ihtiyacı hissettiniz?
Mehmet Güzel: Bizim Filistin hareketiyle bağımız Türkiye devrimci hareketinin diğer bileşenlerinin dışında, biraz daha eski dönemlere dayanıyor. 1977’de, 78 yıllarında Nebil Rahuma yoldaşımız cezaevinden firar ederek Ortadoğu’ya geçmişti. Filistin mücadelesi içinde FHKC saflarında yer almış, orada riski yüksek eylemlere FHKC fedaileriyle birlikte girmişti. Filistinli fedailer Mehdi ve Hüseyin’in cezaevinden kaçırılması olayı yoldaşlarımızın sayesinde gerçekleşmişti. Bu dayanışma eylemi iki güç arasında bir güven duygusu yaratmıştı. FHKC’li militanların kaçırılması sadece FHKC’nin değil diğer Filistinli örgütlerin de kapılarının bize açılmasını sağladı. FHKC kendi tarihinde bu dayanışma eylemine çok değer verir. Bu yüzden aradan yıllar geçmesine rağmen kendileriyle diyaloğumuz hiç kesilmemiştir.
Nebil Rahuma’nın da firar ettikten sonra bu ilişki sonrası bu ilişkilerin zemini üzerinden oraya geçmesi, mücadeleye katılması, İsrail içlerinde birçok operasyonlara Filistinli gerillalarla birlikte dâhil olması gibi diğerlerinden farklı olarak daha eskiden gelen bir deneyimimiz vardı. Yani THKP/C ve THKO’nun açmış olduğu Filistin’le dayanışma deneyiminden sonraki en önemli ve gelişmiş Filistin deneyimimiz böylesine bir pratik içinde açığa çıkmıştı. Bugüne kadar Filistin hareketleri dünyanın bütün örgütlerine kapılarını açmış ve gerek eğitim gerek maddi destek anlamında bir dayanışma içinde olmuşlardır. Ben buna tanığım. Latin Amerika ülkelerindeki gerilla örgütlerinden Avrupa’daki örgütlere Japonya’daki örgütlere kadar kapılarını açmış, olanaklarını sunmuştur. Ama daha çok bu, dünyadaki değişik devrimci örgütlerin Filistin örgütlerinin yaratmış oldukları özgül koşullardan yararlanma temelinde olmuştur. Burada verici olan daha çok Filistin örgütleri, alıcı olan; dünyanın devrimci örgütleri şeklinde idi. Tek yanlı bir dayanışma idi. Bizim örneğimizde bu dayanışma iki yönlü olmuştur. Yani Türkiye cezaevlerinden iki Filistinlinin kaçırılması ve sağ salim üslerine ulaştırılması azımsanacak küçümsenecek bir iş değil. Bu Filistinli örgütler açısından organize etmekte çok sıkıntı yaşayabilecekleri belki de mümkün olamayacak bir eylem olacaktı.
Bu zeminin ardından henüz 12 Eylül gelmeden Mihraç Ural yoldaşımız Adana Cezaevi’nden firar ederek Suriye’ye geçmişti. O dönemde Mihraç Ural yoldaşımız bu örgütün lideriydi. Güvenli bir alanda mevzilenme ihtiyacı vardı. Bu doğrultuda Filistinlilerin Ortadoğu alanına geçmişti. Yaratmış olduğu çok önemli avantajlar vardı. Kısaca henüz bizler kitlesel bir şekilde o sahaya gitmeden gerekli siyasi, diplomatik ilk adımlar atılmış, bazı kamp olanakları ise belirlenmişti. Yine bu ilişkiler sayesinde sonraki yıllarda örgütümüze ait bir de kimlik çıkarılabilmişti.
Darbenin gelmesiyle birlikte birçok yoldaşımız şiddetle aranır hale geldi. Ülkede durumu elverişli olan yoldaşlarımız mevzilerini korudular. Birçok yoldaşımız vatandaşlıktan çıkartıldı. Durumu çok acil olan yoldaşlarımız Suriye üzerinden Ortadoğu alanına geçtiler.
İlk önce durumu en acil olan, deşifre olmuş ve yakalanması halinde idamla yargılanacağını bildiğimiz; Müntecep Kesici, Ali Sönmez, Engin Erkiner gibi birçok arkadaşımız ilk etapta yurtdışına çıkmıştı. Ardından can güvenliği tehlikede olan ve şiddetle aranan yoldaşlarımız alındı. Daha sonraları ise ülkede yeni baştan örgütlenmeye dönük ihtiyaç doğrultusunda bir taktik ve strateji belirlendi. Askeri koşullara uygun yeni mevzilenme ve askeri cuntaya karşı mücadelenin gerektirdiği tarzda mevzilenmeyi yaratmak amacıyla üç aylık periyodlarla askeri ve politik eğitimi tamamlamak üzere peyderpey buradan güçlerimiz çekildi.
Devam edecek...
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
