FİLİSTİN SAVAŞ ANILARI -2- (Mehmet Güzel)
Mehmet Güzel- Mithat Mirioğlu
26 Mart 2015 tarihinde Oktay Duman, Türkiyeli devrimcilerin Filistin’deki mücadelede yer almalarıyla ilgili olarak birçok yoldaşımla olduğu gibi benimle de röportaj yaptı. Daha sonra bu röportajlar “Devrimcilerin Filistin Günlüğü 2” adlı bir kitapta yayınlandı. Oktay Duman’ın benimle yaptığı ve o dönemin devrimci sürecine açıklık getirdiğine inandığım röportajı bölümler halinde yayımlayacağım. Filistin davasının dünya gündeminde hala birinci sırada yer ettiği günümüzde merak edenler Oktay Duman’ın ilgili kitabını okuyabilirler.
Röportaj: Oktay Duman (26 Mart 2015)
Oktay Duman: Şimdi sizin kişisel öykünüze gelelim. Size bu teklif ne zaman hangi koşullarda geldi anlatır mısınız?
Mehmet Güzel: 1981’de Antakya Kurtuluş Lisesi üçüncü sınıfta okuyordum. Lise üçün birinci döneminde aranmaya başladım. Kurtuluş Lisesi’nin örgütlenme komitesindeydim. Kurtuluş Lisesi’ndeki örgütlenmemiz bir operasyon yemiş ben de aranmaya başlamıştım. Arkadaşlarımızın bir kısmı yakalanmıştı. Ben ise firar etmiş, aranıyordum. Kurtuluş Lisesi’nden tasdiknamemi alarak izimi kaybettirmek amacıyla Samandağ Lisesi’ne gidip kaydımı yaptım. Fakat bir ay sonra Samandağ Lisesi’ndeki idari kadroda yer alan öğretmenler polislerin beni aradığını ilettiler. Bu bilgi üzerine Samandağ’daki liseden de kaydımı aldırıp okul hayatıma son vermiştim. Gizlenmek için hem yer değiştirdim hem de örgütsel çalışmamı yürütüyordum hem de illegal yaşıyordum. Biz 12 Eylül gelir gelmez hemen mücadelemizi tasfiye eden, geri çeken bir konumda olmadık. Neredeysek o koşullara uygun olarak varlığımızı devam ettirdik. Çıkanları da planlı bir şekilde sınır dışına çıkardık. Bu nedenle ben arandığım halde uzunca bir dönem Türkiye’de kaldım. Ölümü hiç umursamayan bir ruh halimiz vardı. Hatta aranır durumda olan birkaç arkadaşla Hatay’ın Çevlik bölgesine geçtim hem gizleneyim bir taraftan da ekonomik faaliyet yürüteyim, örgüte yardım edeyim düşüncesiyle bir yıllığına bir gazino kiraladık. Annelerimizin, kız kardeşlerimizin bileziklerini, küpelerini toplayarak borçlanarak kirasını ödedik. Bir yıl da çalıştırdık. Aranan arkadaşlarımızı yanımızda barındırdık, aranmayan arkadaşlarımıza da istihdam sağladık. Kapısuyu bölgesindeydik. Oranın muhtarı faşistti, bizden rahatsızlık duyuyordu gidip karakola bizi şikâyet etti, karakoldan da jandarma geldi. Karakola çekmek istedi. Bizler de ‘yiğitlik’ yaptık; yok gitmeyiz görev kâğıdınızı gösterin, bizi almaya sizin yetkiniz yok diyerek, itiş kakışa girdik. Namlularına mermi sürdüler vuracaklarmış gibi bize tuttular. Aranır ve gizlenir durumda olduğumuz halde jandarmaya kafa tutmuştuk. Akıllıca bir iş değildi ama ruh halimizde buydu işte. Ölümü hiç umursamayan bir halimiz vardı. Çok da iyi para kazandık. 11 kişiyi orada istihdam ettik.
1981’in sonuna doğru sorumlu arkadaşlarımızdan, benim de yurtdışına gitmem yönünde bir karar iletildi. Bunun üzerine 11 kişilik bir grupla yurtdışına çıktık. O zamanların Reno marka otomobile beş kişi arkaya üç kişi de öne olmak üzere şoförle birlikte toplam 9 kişi bindik. İki kişi de kılavuz olarak sınıra yakın bir noktada bekliyordu. Harbiye’ye doğru giderken daha önceden anlaşmış olduğumuz biçimde bir bölgede durduk ve gazeteye sarılı iki tane kalaşnikof aldık. Şarjörleri ve mermileri ise sınıra yakın bir noktadan alacaktık. Harbiye’nin çıkışında bir jandarma karakolu vardı. Jandarma rutin kontrolünü yapıyormuş. Fakat jandarma tesadüf eseri bizi durdurmadı. Üstünkörü arabaya bakmakla yetindi. Ardından Harbiye üzerinden Yayladağı’ndan sınırı geçerek 11 kişilik bir ekiple yolumuza devam ettik. Gün ışıyıncaya kadar yürüyerek yolu geçtik. Ama ilginçtir bizi sınırın Suriye köyünde karşılayanlar, yoldaşlarının gelmesini bekleyen ve bizim grubu kendi yoldaşları zanneden TKP’li iki arkadaştı. Onlar da o dönem kendi yoldaşlarını beklerken bir grubun sınırdan geleceği haberini almışlar. O günkü yorgunluğumuzu onlarla çay içerek, sohbet ederek geçirmeye çalıştık. “Doğaldır, normaldir 12 Eylül faşist cuntası gelmiştir. Dolayısıyla siz de kaçıyorsunuz” gibi bir ifadesi olmuştu TKP’li arkadaşların. Şiddetle karşı çıkmıştım “kaçma” sözcüğüne. “Hayır” demiştim, “biz 12 Eylül faşizmine karşı mücadelede mevzilenmek üzere burada askeri ve siyasi eğitim için gelmişiz, faşizmden kaçmak gibi bir durumumuz yok, hiçbir yerde faşizmden kaçma gibi bir anlayışa sahip değiliz” demiştim. Bunun üzerine arkadaşlar da özür dilemişlerdi. Oradan yoldaşlarımızın bulundukları alana geçmiştik. Önce Lazkiye’ye geçtik. Oradan da Basit’e geçmiştik. Yoldaşlarımız orada bir alan oluşturmuşlardı. Suriye’nin kendi yönetiminden kaynaklı bir durumdu. O günlerdeki emperyalist ve ilerici sosyalist blok saflaşmasında Suriye sosyalist blok saflarında yer almıştı ve Suriye’nin o günlerde hem askeri hem siyasi hem de kültürel alanda Sovyetler Birliği’nin en yakın müttefiklerinden biriydi. Suriye, dünyadaki o günkü saflaşmada yine Siyonizm’e, emperyalizme, dünya gericiliğine karşı sosyalist ülkelerin, demokrasi güçlerinin safında olan bir Ortadoğu ülkesiydi. Doğal olarak ülkesine faşist bir darbeden gelen sosyalistlere olan bakışını belirleyen de bu saflaşmaydı. Dünyadaki bütün devrimci örgütlere kapısını açmış, olanaklarını esirgememiş bir yapıdaydı. PKK’den tutun, dünyadaki birçok siyasi harekete hatta sisteme muhalif olan dinci yapılara bile kapılarını açmıştı. Tanığımdır; O günlerde bizim bulunduğumuz Şam’daki mülteci kampında (mülteci kampı demek ne kadar doğrudur bilmiyorum) ama muhayyemde MSP’li Türkiye’den gelmiş insanlar da vardı. Orada kabul görmelerinin tek nedeni de sisteme muhalif olmaları. Bu anlamıyla nasıl Filistinli örgütler dünyanın bütün ülkelerindeki devrimci örgütlere kapılarını-kamplarını açmışlarsa Suriye de aynı doğrultuda, kamplarını olanaklarını açmış, kucağını açmış ve onlara ev sahipliği yapmıştır. Ki Suriye o günlerde kapitalist olmayan yoldan sosyalistleşme politikasını sürdüren bir ülkeydi. Sosyalist sistem yıkıldı, bugün bile şu an bu saldırılara maruz kalmasının nedeni, o günlerdeki bu saflaşmanın bugüne yansımasıdır. O günden beri hala emperyalizmin boyunduruğuna girmeyen Ortadoğu’daki birkaç ülkeden biriydi; Libya, İran ve Suriye. Bu nedenle şimşekleri üzerine çekiyor ve şu anki saldırılara maruz kalıyor diye düşünüyorum.

Oktay Duman: Yoldaşlarınızla buluştuğunuzda oradaki mevzilenmenize dönük olarak bir açıklamanın yapılmış olması gerek. Bu açıklama kimlerden geldi ve nasıl bir konumlanma içine girdiniz?
Mehmet Güzel: Basit’te yerlerimiz de hazırlanmıştı. O zamanlar daha öncesinden kurulmuş bir ticari işletmemiz bile vardı. Mina’da, deniz kenarında kişisel imkânlarla, 150-200 metrekare büyüklüğünde bir balıkçı barınağı alınmış ve yarı kafeterya yarı lokanta biçiminde işletiliyordu. Bunun dışında örgüt adına kullanılan birkaç tane evimiz vardı. Mihraç Ural yoldaşımızın Lazkiye’de çok sıkı aile akrabalık ilişkileri vardı. Bu akrabalık ilişkilerini çok iyi değerlendirmişti. Kimi evleri kiralamış, kimi evler karşılıksız olarak örgüte sunulmuştu. Doğal olarak gittiğimizde hazır bir alt yapı bulduk. Bu anlamda birçok örgütün yaşadığı hazırlıksızlığın sancılarını biz yaşamadık. Bunda Hatay ile Suriye’nin aynı coğrafyanın farklı parçaları olmasının büyük etkisi vardır. 1939’da Hatay’ın ilhakıyla ailelerin bir kısmı Suriye sınırında kalmış ama ilişkiler hiç bitmemişti.
Mihraç Ural yoldaşımızın ailesi El Qasım diye bilinen köklü bir ailedir. Önemli bir kesimi de Suriye’dedir. Onun yarattığı avantajları çok iyi kullandı. Diğer yoldaşlarımızdan Müntecep Kesici de bu ilişkileri önemli bir örgütlenme becerisi göstererek değerlendiren yoldaşlarımızdan oldu. Kısaca diğer Türkiyeli örgütlerden farkımız, oradaki halkla aynı zamanda akrabalık bağıyla bağlı olmamızdı.
Biz o koşullarda başka hiçbir örgütün sahip olmadığı muazzam olanaklara sahiptik. Örgüt adına kimlik çıkarmıştık. Evlerimiz, işyerlerimiz vardı. Aile ilişkilerimiz aracılığıyla tarlalar alınmış, koyun sürülerine sahip olmuştuk. Yine sosyal ilişkilerimiz üzerinden çıkan bir olanağı değerlendirerek işlettiğimiz bir benzin istasyonumuz vardı. Sınır hattını çok iyi bilmemizden dolayı neredeyse çok rahat, günübirlik, Hatay’ın bir ilçesinden bir başka ilçesine gidip gelir gibi işlerimizi bitirdikten sonra aynı güzergâhtan geri gelme olanaklarına sahiptik. Burada asıl söylemek istediğim Acil olarak hiçbir zaman bu olanaklarımızı devrimci dost güçlerden esirgemedik. Bizzatihi birçoğunun organizatörlüğünü yapmış biri olarak bunu söylüyorum. Devrimci Sol’dan PKK’ye, PKK’den Devrimci Yol’a, TKP/B’den Partizan Yolu’na kadar bu anlamda başvuran örgütlerden hiçbirinin taleplerine hayır demedik. Güvenlikli bir şekilde karşıya geçirilinceye kadar barındırılmaları dâhil, sağ salim adreslerine teslim edilmelerine kadar birçok organizasyon içine girdik. Örneğin Dev Sol ve Bedri Yağan ayrışmasında, bir yandan devlet, bir yandan da örgütleri tarafından aranan bazı devrimcilerin yurtdışına çıkarılması yine bizim olanaklarımızla gerçekleşmiştir. Bu sayede birçok devrimci kadronun faşizmin eline düşmesini, tutuklanmasını, yıllarca cezaevinde yatmalarını engellemiş olduk.
Oktay Duman: Basit’ten kamplara ne zaman gönderildiniz?
Mehmet Güzel: 11 kişilik grubumuzdan bir iki kişi bizden ayrılıp Lazkiye’de kaldı. Onların dışındakilerle gerek Şam’daki kamp sürecinde, gerekse Beyrut sürecinde hep birlikte olduk. Basit’te birkaç gün kaldık. O birkaç günlük dinlenmeden sonra Lazkiye’ye, Lazkiye’den de birkaç gün sonra Şam’a götürüldük. Şam’daki Filistinlilerin de yer aldığı bir muhayyeme alındık. Sanırım Hammuriye Kampı’ydı. Orası bir nevi geçici istasyon gibiydi. Oradayken zaten askeri bir eğitim almıyorduk. Fakat biz bulunduğumuz her ortamı siyasi bir eğitim alanına dönüştürüyorduk. Lazkiye’de de Basit’te de buna önem veriyorduk. Sanırım on beş gün ile bir aylık bir süre devam etti bu. Mihraç Ural yoldaşın geldiğini, bizi ziyaret ettiğini hatırlıyorum. Daha sonra El Fetih örgütüyle bağlantı kuruldu. El Fetih’le Bekaa’ya geçtik. Bekaa’da El Fetih’in denetimindeki bir kampta askeri eğitime başladık. Sanırım 82’nin başlarıydı. Kıştı. Orada sadece biz vardık. Eğitmenlerimiz de Filistinlilerden oluşuyordu. Takriben 15 kişi civarındaydı kampımızdakiler.
Devam edecek…
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
