ÖNCE IRKÇI SÖMÜRGECİ ZİHNİYETİ YIKMAK LAZIM (Ahmet Daşkapan)
500 yıllık ırkçı kölelik ve sömürgecilik dönemi, dünyanın bugünkü sömürgeci zihniyetinin derinliğini belirlemektedir.
Dünyadaki emperyal kapitalizmin can damarını oluşturan öğelerin başında emeğin artı değer sömürüsü ve küresel düzeyde sömürgecilik gelir. Yüzyıllardır dünya kapitalist ekonomisinin temel unsurları bunlardır.
Dünyada yaşayan yaklaşık 8.5 milyar nüfusun yüzde birini teşkil eden kapitalist sınıf, dünya nüfusunun yüzde 99’unu oluşturan emekçi halk kitlesini bu iki öğe üzerinden sömürmekte ve dünyadaki gücünü ayakta tutmaktadır.
Bir yandan fabrikada sömürü düzeni devam ederken diğer yandan Afrika’da, Güney Amerika’da, Ortadoğu’da, Asya’da ve dünyanın birçok yerinde sömürgeci emperyal güçler, Batılı olmayan halkların topraklarını dolaylı ve dolaysız işgal etmektedir. İşgal ettikleri topraklarda mevcut olan zenginlik kaynaklarını gasp ederek almaktadır, çalmaktadır ve sömürgeleştirilmiş topraklarda yaşayan halkları aç bırakmaktadır.
Bu kolonyal sömürü sistemiyle elde edilen zenginliklerin çok büyük bir bölümü, dünya kapitalist sınıfının yüzde 85’i civarında olan Batılı ülkelerden gelen beyaz kapitalistlerin eline geçmektedir.
Yani bu sömürgecilik temelli zenginlik kaynakları çok büyük oranda Batılı emperyal kapitalistlerin eline geçmektedir.
Batılı ülkelerin devletleri, bu sömürgecilikten paylarını alarak bu kolonyal sistemin önemli bir halkasını teşkil etmektedir.
Kolonyal sömürü sisteminin askerî gücünü bu Batılı devletler oluşturmaktadır.
Emperyal kapitalistlerin ekonomik yayılma politikalarının küresel askerî gücü NATO ve NATO’yu oluşturan ülkelerdir; artı NATO’nun tek gayrı resmî üyesi olan Siyonist İsrail devletidir.
Batılı ülkeler asırlardır bu kolonyal sömürü düzeni sayesinde göreceli refah içinde yaşamaktadır.
Batılı sömürgeci kapitalistler, kendi ülkelerinde yaşayan beyaz halklara göreceli imtiyazlar ve refah sağlayarak onları kapitalist ideolojiyi savunan kitleye dönüştürmüş durumdalar. Batılı ülkelerde bu göreceli refahtan yararlanan ve Batılı olmayan halklarla kıyaslama yaparak kendini kapitalizm sayesinde daha üst düzeye konumlandıran bir beyaz halk kitlesi oluşmuş durumdadır.
Klasik Türkçeyle ifade edecek olursak: Kapitalistler, Batı Avrupa’da yaşayan emekçi halkları göreceli refah ve “Batılı beyaz üstünlüğü” duygusu ve inancıyla satın almış durumdalar. Bu mekanizma yeni değildir.
Amerika’daki klasik kölelik döneminde, siyah ve beyaz işçilerin sömürgeci zümreye karşı birleşmesini önlemek için beyaz işçilere yasal ve sosyal imtiyazlar sağlamış ve aynı zamanda beyazların siyahlarla kıyasla daha üstün ırktan oldukları duygu ve düşüncesini beyazlara aşılamışlardır.
Bunun ardından beyaz işçilere silah taşıma hakkı vermiş ve kaçan siyah “köleleştirilmişleri” kovalama, işkence yapma ve öldürme görevini beyaz işçilere vermişlerdir. Bu şekilde sömürgeciler düzenlerini sürdürmüşlerdir.
Bugün yabancı düşmanı faşist siyasi partiler aracılığıyla aynı mekanizma işletilmektedir. Batılı işçi sınıfı, göçmenlere karşı kışkırtmaya maruz bırakılmaktadır.
Faşist partiler bu sebeple Hollandalı işçilere hitap eden söylemlerle propaganda yapmaktadır. Örneğin ev bulma sorunu, iş bulma sorunu, sağlık hizmetleri sorunu ve özellikle göçmenlerin çok paraya mal oldukları için Hollanda halkının fakirleştiği yaygarasını yapmaktadırlar.
Hollandalı emekçi halk bundan etkilenmektedir ve sandıkta oyunu göçmenlere karşı kullanmaktadır.
Batılı ülkelerde halkın yüzde beşi dünya genelindeki yüzde birlik zengin sınıfa mensuptur. Batılı halkların yüzde 95’i emekçidir. Batılı olmayan ülkelerde emekçi kitlesi yüzde 99 ve zengin kitlesi yüzde birdir. Batılı ülkelerdeki zengin oranı beş kat daha fazladır.
Batılı halklardaki kapitalizm inancı çok derindir ve sömürgecilik zihniyeti alt bilince kökleşmiş durumdadır.
Sömürgeci zihniyet ırkçıdır. Haliyle alt bilince kökleşmiş sömürgeci zihniyetle birlikte ırkçılık da kökleşmiştir.
Yukarıdaki içerikten önce doğru çıkarma yapmamız lazım:
1. Kapitalizme karşı sınıfsal mücadele ile hem sömürgeciliğe hem de ırkçılığa karşı mücadele birbirinden ayrılmaz bir bütünü oluşturmalıdır.
2. Batılı beyaz işçilerle siyah ve göçmen işçiler arasındaki mücadele birliği hiç olmadığı kadar önemsenmeli ve bu birliği örmek, kapitalizmin ırkçı böl ve yönet politikasını boşa çıkarmak için bütün imkânları seferber etmek gerekir.
3. Hollandalı kurumlarla çalışırken kökleşmiş ırkçı sömürgeci zihniyetin etkin boyutta mevcut olduğunu hesaba katmak gerekir ve bu bağlamda karşılıklı bilinçlenme ve birlikte özgürleşmek yol ve metodunu temel almak lazım. Yani söz konusu zihniyeti bertaraf etmek yerine diyalog ve etkin iletişim yollarıyla birlikte bilinçlenme yolunu tercih etmek gerekir. Aksi takdirde kapitalizmin böl ve yönet politikası tuzağına düşeriz.
4. Bu sömürgeci ırkçı zihniyetin hem sağ parti ve kitlede hem de sol parti ve kitlede aynı derinlikte mevcut olduğunu idrak etmek gerekir. Hollanda solunun sömürgeciliğe ve ırkçılığa karşı marka niteliğini taşımadığını iyice özümsemek olmazsa olmazlardandır.
5. Hollanda solu hararetli bir şekilde NATO’yu ve yeni sömürgeciliği fiilen desteklemektedir ve emperyal sömürgeciliğe ve emek sömürüsüne karşı mücadelede doğal müttefik sayılamaz.
Hollanda’da yolunu kaybetmiş, neoliberalizme teslim olmuş ve sol maskesi altında neoliberal küresel savaşlara mühür basan bir sol mevcuttur.
Zaten Hollanda solunun (Hollanda Komünist Partisi’ni tenzih ediyorum) sömürgecilik konusunda çok kirli bir mazisi ve güncelliği söz konusudur.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
