Mihrac Ural
14 Ocak 2026, 14:23 | Ülke
AKP-MHP RAPORLARI
Partiler raporlarını tek tek vermeye başladılar. Bunlar arasında AKP ve MHP, aynı algı ve mantıkla “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” diyerek çözüm süreci için son sözlerini söylediler. Bu kadar kaba ve anlaşılmaz bir tarzda dile getirdikleri, parti tarihlerinde görülmemiş davranış biçimlerini yansıtan bu raporlar, ırkçı ve milliyetçi özellikleriyle ortaya çıkmaktadır.
MHP’nin raporunun temel inkâr noktası, Kürt sorununun sosyolojik, tarihsel ya da siyasal bir mesele olarak tanınmamasıdır. Sorunun tamamı “terör faaliyetlerine” indirgenmektedir. Böylece Kürtlerin devletten kaynaklı yapısal şikâyetleri; kimlik, dil, siyasallaşma, temsil ve eşit yurttaşlık talepleri başlı başına bir sorun olarak kabul edilmemektedir.
Bu mantık, Kürt meselesinin devletten bağımsız, dış kaynaklı bir güvenlik problemi olarak sunulmasıdır. Kürt kimliğinin anayasal ya da siyasal tanımı reddedilmekte, kolektif hak kavramı kesin biçimde dışlanmaktadır. Bu şu anlama gelir:
“Birey olarak Kürtsün, sorun yok; ama Kürt olarak bir talep dile getiremezsin.”
Bu, kimliği kabul edip siyasallaşmasını reddetme yöntemidir.
Rapor, partinin gerçek çehresini ortaya koymaktadır. Devlet Bahçeli’nin, göstermelik olarak Başkan Öcalan için söylediği “kurucu önder” ya da benzeri ifadeler, raporun mantığı gereği bir aldatmacadan başka bir anlam taşımamaktadır.
MHP raporunda Kürtçeye ilişkin talepler; eğitim dili, resmî kullanım ve kamusal statü kesin biçimde reddedilmektedir. Kullanılan çerçeve şudur:
“Evde konuşulabilir”, “kültürel faaliyet olarak yapılabilir”, “devlet dili Türkçedir, tartışma kapalıdır.”
Bu yaklaşımda Kürtçenin kamusal alandaki eşitsizliği sorun olmaktan çıkarılmakta, dil meselesi folklor düzeyine hapsedilmektedir. Sonuç olarak Kürtlerin siyasal talepleri meşru ve demokratik talepler olarak görülmemekte; “Bu talepler varsa, sorun terördür” denilmektedir.
Raporda Kürt sorunu tartışmaları, uluslararası raporlar ve insan hakları eleştirileri “Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik harp” olarak tanımlanmaktadır. Kürtlerin talepleri içsel ve toplumsal değil, yabancı destekli bir manipülasyon olarak sunulmaktadır. Bu da sorunun yerli ve meşru niteliğini ortadan kaldırmaktadır.
Çözüm olarak önerilenler; silahlı yapıların tasfiyesi, örgütün tamamen dağıtılması ve hukuki düzenlemelerin buna göre yapılmasıyla sınırlandırılmaktadır. Mantık nettir:
“Güvenlik bitti mi, mesele de biter.”
MHP raporu Kürt sorununu güvenliğe indirger, tarihten koparır, siyaseti suç sayar, kimliği depolitize eder ve devleti sorumluluktan çıkarır. Bu yaklaşım “Kürt sorunu yoktur” sonucuna varmaktadır. Fiiliyatta, Bahçeli’nin göstermelik çıkışları dışında Kürt sorununa dair sağlıklı hiçbir yaklaşım bulunmamaktadır. Bunların tümü derin devletin ürünüdür. Yalan ve aldatmaca dışında Kürt sorunu için ortaya konan tek bir gerçek çözüm dahi yoktur.
AKP’ye gelince; Erdoğan’ın “Kürt sorununu çözdük” iddiasıyla ortaya attığı tezler, Kürt davasının hiçbir yanını temsil etmemektedir. Normal bir devletin zorunlu olarak yerine getirmesi gereken bazı hizmetler, Kürt sorununun çözümü olarak sunulmaktadır. Oysa Kürt sorunu; toprak, dil, siyasal egemenlik ve toplumsal yükümlülükler bütünüyle ifade edilir. Bu temel gerçeklere hiçbir şekilde değinmeyen AKP raporu, ilk cümlesinden itibaren çökmüştür.
“Türkiye’de Kürt sorunu değil, terör sorunu vardır” söylemi devletin resmî pozisyonu olarak sunulmaktadır. AKP raporunda Kürt kimliğine ilişkin talepler, ayrı bir siyasal ya da etnik sorun olarak kabul edilmemektedir.
“Kürt vatandaşlarımızla değil, terör örgütleriyle mücadele ediyoruz” denilerek, Kürt kimliği ile terör arasında sözde bir ayrım yapıldığı vurgulanmaktadır.
“Türkiye’de etnik temelli bir sorun tanımı kabul edilemez.”
AKP’ye göre “Kürt sorunu” ifadesi, üniter yapıya tehdit oluşturan ve ayrımcılığı körükleyen bir tanımdır. Sorun Kürtlerin kimliği, dili ya da hakları değil; Türkiye’ye karşı yürütülen silahlı terör faaliyetleridir.
AKP raporu, MHP raporuyla tam bir örtüşme içindedir. Bu iki parti Kürt sorununa çözüm üretmek için hiçbir zaman gerçek anlamda kolları sıvamamıştır. Derin devlet bu sorunu çözmek istememektedir.
Oyalama politikalarıyla, Kürtlerin günlük yaşamda karşılaştıkları koşullar görmezden gelinmektedir. Kürtçe konuşanlara hâlâ yasaklar uygulanmakta; tahliye zamanı gelmiş tutsaklar salıverilmemekte; düğünlerde Kürtçe şarkılar yasaklanmakta; öğrenci topluluklarında Kürtçe konuşmak engellenmekte; taziye ziyaretleri baskı altına alınmaktadır. Bu örnekleri binlerce kez çoğaltsak da sonuç değişmeyecektir. Bu nedenle bir kez daha söylüyorum: Bu devlet Kürt sorununu çözme niyetinde değildir.
AKP ve MHP, ülkenin milliyetçi ve ırkçı partileridir. Bu partilere güven olmaz. Zaman zaman dile getirdikleri yumuşak söylemler aldatıcıdır. Bu anlayışlarla ülkede barış sağlanamaz. Bu devlet Kürtleri teslim almak istemektedir; ancak bunu başaramayacaktır.
Kürtlerin başında bulunan Öcalan, bu oyunları bozmaktadır. İkiyüzlü devlet anlayışının tüm çirkinliklerini açığa çıkaran Başkan Öcalan, sonuçta kazanacak olan tarafı temsil etmektedir.
1 Ocak 2026
______________________________________________________________________________
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
