Atak Logo

Atak Menü

Fikri Günay

Fikri Günay

05 Ekim 2025, 00:11 | Ülke

Demokrasi (Devrim) Güçleri Ne Yapmalı? -2- (Fikri Günay)

Demokrasi (Devrim) Güçleri Ne Yapmalı? -2- (Fikri Günay)

Artık geriye dönüş yok — hem Türkiye’deki iktidar, hem de muhalefet için. Çünkü Türkiye’nin emperyalist-kapitalist sisteme göbeğinden bağlı olduğunu, birazcık toplumsal sorunlarla ilgilenen herkes biliyor. Dünyanın bugünkü sistemini sarsan her bunalım ve kriz, Türkiye gibi yeni-sömürge ülkelerde şok etkisi yaratıyor. Saray, elindeki tüm yetkileri kullanarak kendine karşı olan her muhalefeti seçim sahasının dışına atmaya devam ediyor.

 

Bundan dolayı yaşadığımız bu günler, hem acil hem de kısa ve uzun erimli yeni bir programla devrimci güçleri göreve çağırıyor. Yapılması gereken, CHP’nin devletçi yapısının uzun vadede umut vermemesi gerçeğini göz önünde bulundurarak; 19 Mart’tan beri sokakta yarattığı “militan kitle” hareketine tüm demokrasi güçlerinin destek verip AKP-MHP faşist yönetimini püskürtmesi ve rejimi —kendi koyduğu yasaları bile tanımaz hâle gelmiş olan bu rejimi— tarihin çöp tenekesine göndermesidir.

 

Bunun ardından 21. yüzyılın sınıf savaşımlarının önümüze koyduğu devrim ve sosyalizm hedefine odaklanmalıyız. Gerçekten de çok görünür olmasa da devrim güçleri, var olan sokak eylemlerini bir direniş fonksiyonuna dönüştürüp Saray’ı hedef alan bir yürüyüş örgütleyebilir; neden olmasın?

 

 

whatsappimage2022-05-07at1040029204338228693937287

 

Şöyle ki:

 

  • Emek ve hak mücadelelerinde asıl hedefin siyasal iktidar olduğunu işaret ederek talepleriyle bakanlıkların kapısına dayanan militan sendikalar;
  • İktidarın bugüne dek pasifize etmekte bir hayli başarılı olmasına karşın, 3 Temmuz 2025’te 81 ilde AKP il binalarına yürüyen kamu işçileri;
  • Siyasal iktidara karşı sokaklarda militan tepkilerle kendilerini işçi sınıfının onurlu bir üyesi olarak yeniden inşa eden emekliler;
  • Sermayenin yağmasına karşı yaşam alanlarına sahip çıkarken, siyasi iktidarın saldırılarına karşı sokağı politik varoluş kanalı olarak kullanmaktan geri durmayan kent ve kır yoksulları;
  • Toplumsal tepkileri yönetebilmenin yolunu dinci gericiliği, şovenizmi, kadın ve LGBTİ+lara karşı düşmanlığı tırmandırarak arayan iktidara karşı gelişen özgürlük mücadeleleri;
  • Müzakere süreci ile atalete itilse de iktidara güvenmediğini gizlemeden tetikte bekleyen Kürt halkı ve tabanı ile, kurumsal yapısı arasındaki çelişkiler nedeniyle sokak konusunda çekingen olan CHP’nin uzun zamandır sokakları dolduran kitlesi dahil bütün direniş eğilimleri;
  •  

— tüm bu kesimler, Saray’la zorunlu olarak sokakta girişilecek bir kapışmanın ivmesini artırıyor. Devrimci güçlerin iktidarla sıcak bir temas olması sürpriz olmaz diye düşünüyorum.

 

Bu bir temenni ya da kehanet değil. 2008 küresel finans krizi sonrasında emperyalist-kapitalist sistemin “hukuk ve demokrasi” iddiasını dünya ölçeğinde kenara itmesiyle, fiili mücadelelere dayanan sınıf çatışmaları günümüzde belirginleşti. Türkiye’de 2025 itibarıyla Tayyip Erdoğan’ın seçim yolu ile iktidar değişimi olasılıklarını ortadan kaldırmaya girişmesi, halkın önünde sokaktan başka bir yol bırakmıyor.

 

Erdoğan’ın, gelecek başkanlık seçimlerindeki en güçlü rakibi Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart günü halk bu kavga davetini kabul ederek sokaklara çıktı. Gezi benzetmeleri yanıltmasın: burada planlı, hedefli, uzun erimli bir siyasal saldırı ve bunun karşısında —seçimleri güvence altına almak için dahi— çözümün sokakta olduğu bilinciyle hareket eden bir halk direnişi var.

 

images (3) (15)3389510497247484096.

 

Görünürde CHP’nin hedef alınıyor olması kimseyi yanıltmasın. Bütün halkın en temel yurttaşlık hakları —ekmeği, onuru, özgürlüğü— gasp ediliyor; aşılması gereken temel engelin halk direnişi olduğunu bilen faşist devlet aklı, şu anda hareketli ya da atıl tüm güçleriyle halkın isyan ve direniş kapasitesini ezmeyi planlıyor. Temeldeki çelişki, Saray’ın temsil ettiği yağma ve baskı düzeni ile bütün bir halk arasındaki çelişkidir. Muhalefet açısından asıl olan da Saray’a karşı halkın direnişidir.

 

19 Mart itibarıyla yaşananlar, bir taraf diğerini alt edene kadar devam etmesi kaçınılmaz olan bir kavgadır. Stratejik bakış açısından devrimci güçler için iki eğilim öne çıkıyor: Direniş eğilimleri parçalı, programsız ve büyük ölçüde örgütsüz. Seçim yoluyla iktidar değişikliğine ilişkin umutlar Saray tarafından yok edilse de, seçimler dışında elle tutulur ve kitleler nezdinde inandırıcı bir iktidar stratejisi henüz ortaya konmuş değil.

 

Sokak hareketinde doğal inisiyatif konumundaki CHP, iktidarın muhalefete hareket alanı tanımaması nedeniyle mecburen sokağa başvurmak zorunda kaldı; ancak sokağı stratejik değil, taktiksel olarak ele alıyor. CHP öncülüğünde görünen halk direnişini, kendi parti örgütünü ve adaylarının seçimlere katılım hakkını güvence altına alacak bir baskı unsuru olarak kullanmaya çalışıyor.

 

Ancak Erdoğan, parlamentoyu ve muhalefet partilerini kapatmadan, seçimlerin biçimsel olarak gerçekleştiği ve iktidarın değişmediği bir işleyişi güvence altına alacak araçlara sahip. İstediği yere kayyum atayabiliyor, istediği kişiyi hapse atabiliyor ve 2 Eylül itibarıyla muhalefet partilerinin yönetimini fiilen belirleyebiliyor. Bu anlamda sınırın geçildiği ayan beyan ortadadır.

 

İşte tam da bu yüzden geniş kitleler açısından politik iktidar mücadelesinde sokağı taktik değil stratejik olarak ele almak gerekir. Daha doğrusu, sokağı esas alan bir iktidar stratejisi kurulmalıdır. Sokak artık fiilen ortadan kaldırılmış olan “seçim yoluyla iktidar değişimi hakkını” savunmak için değil; hak ve hukuk tanımaz bir iktidara son vermek, yeniden kuruluşun programını ve iktidar organlarını Saray’a karşı gelişen halk direnişi içinde oluşturmak için seferber edilmelidir.

 

İktidar mücadelesinde “sokağı esas almak” dar anlamda yalnızca “sokağa çıkmak”, “eylemcilik” veya “protestoculuk” değildir. Sokak; düzenin sınırlarına saldırmak, faşist yönetimin moralini bozmak, iktidarın gücünü kırmak, kesintiye uğratmak ve doğrudan eylemle sonuç almak demektir. İsyancı kitleleri sistemin sınırları içine çeken milyon kişilik izinli mitingler değil; sistemin yasaklarını tanımayan ve sınırları aşan militan eylemler gerçek etkiye sahiptir.

 

Özetle: Türkiye Devrimci Hareketi’ni, yani devrimci güçleri, seçim olsa da olmasa da zor günler bekliyor. Herkese kolay gelsin!

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!