Atak Logo

Atak Menü

Şükriye Ercan

Şükriye Ercan

21 Kasım 2025, 19:19 | Ülke

Kürt Sorununda CHP’nin Dağılan Samimiyet Söylemi (Şükriye Ercan)

Kürt Sorununda CHP’nin Dağılan Samimiyet Söylemi (Şükriye Ercan)

 

Türkiye’de devlet–Kürt ilişkilerinin en kritik dönemeçlerinden biri olan İmralı süreci, yalnızca hükümetin değil, tüm siyasal aktörlerin nerede durduğunu açık biçimde ortaya koyan bir turnusol kağıdıydı. Süreç boyunca masada yer alanlar kadar, masaya özellikle oturmayanlar da tarihe not düştü. Bu bağlamda CHP’nin İmralı heyetine milletvekili vermemesi, Kürt sorununda yıllardır sürdürülen “çözüm yanlısı” retoriğin arkasındaki kırılganlığı görünür kıldı. 

 

CHP’nin resmi söylemi yıllardır “demokratik çözümden yana” olduğunu iddia eder. Ancak bu söylem ile pratik arasındaki mesafe o kadar derindir ki, partinin Kürt sorunundaki çizgisi çoğu zaman “sözde reformculuk – pratikte statükoculuk” ikiliği arasında gidip gelmiştir. İmralı sürecinde heyete vekil vermemek de bu ikiliğin en çarpıcı örneklerinden biridir. 

 

Masaya Oturmamak: Tarafsızlık Değil, Sorumluluktan Kaçıştır 

 

CHP’nin heyete vekil vermemesinin gerekçesi “AKP’nin oyununa gelmeme”, “yöntemin yanlış olduğu” gibi açıklamalarla sunuldu. Ne var ki, Türkiye’nin yüz yıllık bir sorununda yöntem tartışmalarını gerekçe göstererek masadan uzak durmak, tarafsızlık değil; doğrudan sorumluluk almaktan kaçınmaktır. 

 

Bir çözüm süreci yürütülüyorsa ve bu süreç meclisin, toplumun, bütün demokratik odakların katılımını gerektiriyorsa; ana muhalefetin geri çekilmesi, aslında şu mesajı verir: 

“Bu sorunun çözümünde siyasi risk almak istemiyorum.” 

 

Oysa demokrasi, risk almadan, yük paylaşmadan, yüzleşmeden ilerlemez. 

 

CHP’nin Kök Sorunu: Devlet Aklı ile Demokratik Siyaset Arasında Sıkışmışlık 

 

CHP’nin bu tutumu, partinin tarihsel bagajından bağımsız değildir. CHP, kendisini “devletin kurucu partisi” olarak konumlandırdığı için Kürt meselesine yaklaşırken çoğu zaman toplumsal değil, devlet güvenliği merkezli bir refleks üretir. 

 

Bu refleksin sonucu: 

 

• Kürt kimliğinin tanınması konusunda sürekli tereddüt 

• Çözüm süreçlerine mesafeli yaklaşım 

• Devlet aklının ürettiği kırmızı çizgilere hapsolma 

• Kürt seçmenin taleplerini anlamakta yapısal bir körlük 

 

Bu durum, yıllardır partinin söylem ile eylem arasındaki çelişkiyi büyütmüştür. 

 

Samimiyet Sorunu Tam Da Burada Başlıyor 

 

CHP, yıllardır “eşit yurttaşlık”, “demokratik çözüm” gibi kavramları programına yazsa da pratiği bunu doğrulamamıştır. 

 

İmralı heyetine vekil vermemek, bu samimiyetsizliğin en somut göstergesidir çünkü: 

 

• Eğer bir sorun “bu ülkenin en yakıcı sorunu” ise masaya temsilci göndermemek politik bir anlamsızlıktır. 

• Eğer gerçekten demokratik çözüm isteniyorsa, çözüm süreçlerinde muhalefetin inisiyatif alması gerekir. 

• Eğer barış toplumsal bir irade gerektiriyorsa, ana muhalefetin bu iradeyi temsil etmemesi büyük bir eksikliktir. 

 

Bu tutum yalnızca süreci zayıflatmakla kalmamış; aynı zamanda Kürt halkının gözünde CHP’nin niyetine dair güvensizliği de pekiştirmiştir. 

 

Kürt Sorununda Tutarlılık ve Cesaret Şarttır 

 

Çözüm süreci döneminde CHP’nin takındığı bu mesafe, Türkiye siyasetinin yapısal gerçeklerinden birini açığa çıkarır: 

 

Kürt meselesi söz konusu olduğunda cesaret, Türkiye’de en kıt bulunan siyasal kaynaktır. 

 

Oysa gerçek çözüm, “uzak durarak”, “bekleyerek” veya “risk almadan” gelmez. Barış, ancak bütün tarafların masaya oturmasıyla, demokratik iradenin ortaklaşmasıyla ve acı cesaretle mümkündür. 

 

CHP’nin heyete vekil vermemesi, partinin uzun yıllardır aşamadığı bu korkunun ve tutarsızlığın simgesine dönüşmüştür. 

 

Sonuç: Samimiyet Masada Belli Olur 

 

Kürt meselesi, Türkiye’nin demokratikleşmesinin kilit taşıdır. 

 

Bu kilidin açılması, tüm siyasi aktörlerin –özellikle de kendisini demokratik muhalefetin omurgası olarak tanımlayanların– sorumluluk almasını gerektirir. 

 

CHP’nin İmralı heyetine vekil vermemesi, bu sorumluluğun reddidir. 

 

Bu tavır, partinin Kürt sorunundaki samimiyetini tartışmalı hâle getirmiş, söylemin arkasındaki boşluğu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. 

 

Bugün hâlâ aynı gerçek geçerlidir: 

 

Barış, cesaretle gelir. Cesaret yoksa samimiyet de yoktur.

 

_______________________________________________________________________________

ATAK DERGİSİ'nin Notu: Bu makalede ifade edilen görüşler yazarın kendi görüşlerini yansıtmaktadır, dergimizin perspektifini yansıtmayabilir.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!