İnsanın Parçalanması ve Ontolojik Sosyalizm: Emeğin ve Bütünlüğün Yeniden İnşası (Haydar Avşar)
I. İnsan ve Tarihsel Parçalanma
“Ben deyişim, sen deyişin; can birdir, görünür bin türlüdür.”
– Alevi Nefesi
İnsanın parçalanması tarih boyunca farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. İnsan, doğayla bütünleşik bir varlık olarak doğmuşken, tarihsel süreç içerisinde üretim, iktidar ve sınıf ilişkileri aracılığıyla kendi özünden uzaklaşmıştır. Bu süreç, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel, toplumsal ve ontolojik bir parçalanmadır.
Tarihsel parçalanmanın başlıca örnekleri şunlardır:
1. Üretim araçlarının mülkiyeti: Toplumsal üretim araçlarının özel mülkiyet altına alınması, emeği ve bireyi parçalar. İnsan artık kendi emeğinin ve yaratıcı gücünün sahibi değildir; üretim süreçleri onu yabancılaştırır.
2. Sınıf oluşumu: Toplum, üretim araçlarının sahipliği temelinde katmanlara ayrılır. Bu, sadece ekonomik değil, aynı zamanda zihinsel ve kültürel bir parçalanmadır.
3. İktidar ve ideoloji: Egemen sınıfların ideolojileri, bireyi kendi bilincinden ve toplumsal rolünden koparır. İnsan, kendi varoluşunu anlamadan sistemin parçası hâline gelir.
Marx’ın yabancılaşma kavramı, bu sürecin en temel göstergesidir. Emek, artık bireyin kendi varoluşunu ifade ettiği bir araç değil, sadece metalaştırılmış bir nesne hâline gelir. Alevi ontolojisinde emek, canın ifadesidir; tarihsel yabancılaşma, bu canın parçalanması olarak okunabilir.
II. Modern Parçalanma Biçimleri
“Ellerim bağlı, gönlüm özgür; dünya böyle olmuş, canım yine bir.”
– Alevi Deyişi
Modern çağ, insanın parçalanmasını sistematik ve kurumsal bir düzeye taşımıştır. Kapitalizm, bilimin mantığı, patriyarka ve kimlik siyaseti, bireyin ontolojik bütünlüğünü hedef alır.
1. Kapitalizm ve Emeğin Yabancılaşması
Kapitalist üretim biçimi, emeği metalaştırarak insanın yaratıcı gücünü elinden alır. Üretim süreci birey için anlamını yitirir; insan, sadece ekonomik bir araç olarak görülür. Alevi felsefesinde emek, canın ve bilincin bir ifadesidir; kapitalist mantık, bu birliği yok eder.
2. Bilimin Parçalama Mantığı
Modern bilim, doğayı ve toplumu parçalar. Bu, insanın bütünsel deneyimini sekteye uğratır. Alevilikte bilgi, yaşam ve deneyimle birleştirilir; modern bilim ise bileni ve bilgiyi yaşamdan ayırır, böylece ontolojik bütünlüğü parçalar.
3. Cinsiyet ve Bedenin Parçalanması
Patriyarka, insanı biyolojik ve toplumsal roller üzerinden böler. Kadın bedeni nesneleşir, erkek kontrol ve güç aracına dönüşür. Alevilikte kadın ve erkek, canın farklı tezahürleridir; bu bütünlük modern dünyada parçalanmıştır.
4. Kimlik ve İdeolojinin Parçalanması
Modern ideolojiler, bireyi etnik, cinsiyet veya inanç temelli kategorilere indirger. Bu, insanın kendi ontolojik bütünlüğünü görmesini engeller. Alevi öğreti, insanı “can” üzerinden birleştirir; kimlikler ontolojik bütünlüğü temsil etmez.
5. Kolektifin Zorbalığı
Toplumsal kolektif, bireyi eritir veya yalnızlaştırır. Bireyin içsel bütünlüğü baskı altında kalır. Alevi anlayışındaki yol ve cem ritüeli, bireyin kolektif içinde kendi bilincini koruyabileceğini gösterir.
III. Parçalanmanın Ontolojik Sonuçları
“Can cümle vücudun içinde, Hak birdir görünmez zihinlerde.”
– Alevi Nefesi
Parçalanmanın sonuçları, toplumsal, bireysel ve varoluşsal düzlemde kendini gösterir.
1. Benliğin Çöküşü: Özel İnsanın Doğuşu
Modern insan, sahiplik, statü ve kimlik üzerinden kendini tanır. Bu özel insan, hem parçalanmışlığın hem de yabancılaşmanın ürünüdür. Alevi ontolojisi, bireyin özel değil ortak bir varlık olduğunu vurgular.
2. Yabancılaşmanın Derinleşmesi
Birey, kendisine yabancılaşır; duygular, beden ve bilinç birbirinden kopar. Hak’tan kopuş, varlığın bütününden kopuş olarak okunabilir.
3. Bilinç ve Arzu Arasındaki Yarılma
Bilinç, sistemin diliyle; arzu, varlığın diliyle konuşur. Modern toplum, arzuyu bastırarak bu uçurumu derinleştirir. Ontolojik kurtuluş, bilincin ve arzunun uyumunda gerçekleşir.
4. Zamanın Parçalanması
Zaman, modern birey için doğrusal ve parçalıdır. Alevi ritüellerinde zaman, döngüsel ve bütünsel bir deneyimdir; bu, insanın varoluşu ile zaman arasındaki bağı yeniden kurar.
5. Hakikatin Çoğullaşması mı, Parçalanması mı?
Modern hakikat anlayışı çoğulluğu savunsa da, ontolojik bütünlüğü parçalar. Alevilikte hakikat birdir, yolları sonsuzdur.
IV. Bütünlüğe Dönüş – Ontolojik Kurtuluşun Koşulları
“Gelin canlar bir olalım, dem birliğinde yok olalım.”
– Alevi Deyişi
Bütünlüğe dönüş, bireyin kendi parçalanmışlığını fark edip yeniden birliğini kurmasıyla başlar.
1. Emeğin Birliği
Emek, bireyin yaratıcı gücü olarak yeniden tanımlanmalıdır. Üretim süreci, insanın varoluşsal bütünlüğünü desteklemelidir.
2. Bilginin Birliği
Bilgi, varoluşla bütünleştiğinde anlam kazanır. Kendini bilmek, ontolojik bir farkındalık sürecidir.
3. Cinsiyetin Aşılması
Cinsiyet, bireyin bütünlüğünü engelleyen bir unsur değil, tamamlayıcı bir öğedir. Birey kendi bedeni ve kimliğiyle barıştığında parçalanma sona erer.
4. Doğayla Bütünleşme
İnsan, doğa ile bütünleştiğinde hem kendisini hem toplumu bütünleştirir. Ekolojik denge, ontolojik bir zorunluluktur.
5. Kolektif Bilinç ve Yol
Birey ve kolektif uyumlu bir ilişki içinde olmalıdır. Yol, bireyin hakikatini keşfettiği, kolektifin desteklediği bir ontolojik organizasyondur.
6. Zamanın Döngüsüne Dönüş
Zaman, döngüsel olarak yaşandığında insan varoluşu bütünleşir. “Dem bilinci”, insanı şimdiye ve bütünlüğe taşır.
7. Hakikatin Yeniden Kurulması
Bütünlük, farkındalık ve hatırlayış ile sağlanır. Ontolojik devrim, bireyin varlığında başladığında hem bireysel hem toplumsal kurtuluş gerçekleşir.
V. Ontolojik Bir Sosyalizm Taslağı
“Hak ile hak olmuş can, neyi var neyi yok bilir; yol birdir, yürüyen bin bir.”
– Alevi Nefesi
Ontolojik sosyalizm, insanın bütünlüğünü temel alarak toplumsal ve politik bir modele dönüşür.
1. Emeğin Birliği ve Üretim İlişkileri
Üretim araçları kolektif denetimde olmalı; emek, bireyin yaratıcı gücü olarak deneyimlenmelidir.
2. Kolektif Bilinç ve Hiyerarşisiz Örgütlenme
Karar alma süreçleri yatay ve rızaya dayalı olmalıdır; kolektif, bireyi bütünleştiren bir güç olmalıdır.
3. Cinsiyet ve Bedensel Bütünlük
Cinsiyet eşitliği ontolojik bir temele dayanmalı; roller biyolojik cinsiyetten bağımsız olarak düzenlenmelidir.
4. Doğa ile Bütünleşmiş Ekoloji
İnsan ve doğa bir bütündür; toplumsal üretim, doğayla uyumlu olmalıdır.
5. Zamanın Döngüsü ve Toplumsal Ritim
Toplumsal ritüeller ve yaşam süreçleri, döngüsel zaman bilinciyle bütünleşmelidir.
6. Eğitim ve Hakikat Praksisi
Eğitim, bireyin kendi bütünlüğünü ve kolektif bilinçle ilişkisini fark etmesini sağlamalıdır.
7. Politik ve Sosyal Örgütlenmenin Ontolojik Temeli
Toplumsal yapı, ontolojik bütünlüğü desteklemeli; hiyerarşi ve tahakküm ortadan kaldırılmalıdır.
Sonuç
Ontolojik sosyalizm, insanın varoluş biçimini, bilincini, bedensel ve toplumsal ilişkilerini, doğayla ve zamanla bağını temel alır. İnsan bütünleştiğinde, toplumsal ve ekolojik bütünlük de sağlanır. Böylece hakikat, özgürlük ve eşitlik ontolojik bir temele oturur; insan, kendi parçalanmışlığını aşarak varlığın bütünlüğünde yeniden doğar.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
