Atak Logo

Atak Menü

Ortakçı Toplumların Zorla Tasfiyesi ve Burjuva Evrensellik İdeolojisi: Ontolojik Parçalanmanın Tarihi (Haydar Avşar)

06 Ekim 2025, 12:22 | Yazar: Haydar Avşar | Kategori: Emek
Ortakçı Toplumların Zorla Tasfiyesi ve Burjuva Evrensellik İdeolojisi: Ontolojik Parçalanmanın Tarihi (Haydar Avşar)

 

1. Giriş: Zorun Evrenselleşmesi ve Ortaklığın Sonu 

Modern tarih genellikle, feodal bağların çözülmesiyle bireysel özgürlüğün ve yurttaşlık haklarının doğuşu olarak anlatılır. 

Oysa bu anlatı, insanın doğa, toplum ve inançla kurduğu ortaklaşa varoluş biçimlerinin nasıl zor, ilhak ve mülksüzleştirme yoluyla ortadan kaldırıldığını gizler. 

“Uluslaşma”, “modernleşme” ya da “ilerleme” gibi kavramlar, aslında bu zorun ideolojik maskesidir. 

Tarihsel olarak “ortakçı toplumlar” yalnızca ekonomik üretim biçimleri değil, aynı zamanda ontolojik bütünlük biçimleridir: 

insan, doğa ve inanç arasında bölünmemiş bir yaşam anlayışı. 

Bu bütünlük, tek tanrılı dinlerin hiyerarşikleşmesiyle ve mülkiyet merkezli devlet biçimlerinin ortaya çıkışıyla parçalanmaya başladı. 

Sonraki süreçte, kapitalist ulus-devlet bu parçalanmayı evrensel ölçekte kurumsallaştırdı. 

 

2. Kuramsal Çerçeve: Zor, Mülkiyet ve Ontolojik Parçalanma 

“Çözülüş” kavramı, sanki tarihsel bir evrimin doğal sonucuymuş gibi görünür; 

oysa gerçek süreç, her zaman zorun, gaspın, ilhakın ve ideolojik meşrulaştırmanın birleşimidir. 

İnsan, doğayla birlikte üreten bir varlık olmaktan çıkarılmış; doğa bir “kaynak”, insan bir “emek gücü” haline getirilmiştir. 

Bu dönüşüm, yalnızca üretim tarzının değil, insan varlığının anlamının yeniden tanımlanmasıdır. 

Karl Marx’ın “ilkel birikim” olarak adlandırdığı süreç, aslında ontolojik bir yıkımdır. 

Toprak çitlemeleri, köylülerin göçü, kadim toplulukların sürgünü — tümü, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi mülkiyet üzerinden yeniden biçimlendirdi. 

Alevi topluluklarının, Latin Amerika yerli ayllularının, Asya köy komünlerinin, Afrika’daki kolektif kabile sistemlerinin tasfiyesi hep aynı yapısal zorun ürünüydü: 

ortak olanı özelin egemenliğine dönüştürmek.

 

kucuk-burjuva5333946394853326193

 

 

3. Dinsel Boyut: Tek Tanrılı Dinlerin Kurumsallaşması ve Doğadan Kopuş 

Tek tanrılı dinlerin erken biçimleri, başlangıçta toplumsal dayanışma ve adalet öğeleri barındırsa da, devlet biçimleriyle birleştiğinde hiyerarşik bir tahakküm düzenine dönüştü. 

Bu yeni dinsel form, insan ile doğa arasındaki bütünlüğü kırarak doğayı kutsallıktan arındırdı, 

böylece onun sömürülmesini “ilahi irade” olarak meşrulaştırdı. 

Hristiyanlığın Avrupa’da, İslam’ın ise Ortadoğu’da kurumsallaşma biçimleri; 

kadim doğa kültlerini, topluluk inançlarını ve ortak mülkiyet ahlakını “sapma”, “zındıklık” veya “bidat” olarak damgaladı. 

Alevilik gibi eşitlikçi, doğa merkezli ve rızalık ilkesine dayalı gelenekler, 

tam da bu yüzden hem dinsel hem siyasal baskının hedefi haline geldi. 

Bu baskı, sadece inanç alanını değil, mülkiyet ilişkilerini de dönüştürdü: 

Alevi ocaklarının toprakları, dergâhların mülkleri ve vakıflar, ilhak edilerek devlet mülkiyetine geçirildi. 

 

9ac434fd302ef8f7b4163ecfed0744483555159637909090598

 

4. Tarihsel Süreç: Zorla Tasfiyenin Küresel Haritası 

 

a. Avrupa: Çitleme ve Yurttaşın Doğuşu 

16. yüzyıldan itibaren İngiltere’deki “enclosure” yasaları, köylülerin ortak toprak hakkını ortadan kaldırdı. 

Zorla mülksüzleştirilen bu insanlar, “özgür emek” adı altında sanayi proletaryasına dönüştü. 

Fransa’da 1789 Devrimi, görünürde feodalizmi yıktı; fakat köylülerin ortak mülklerini “ulusun malı” sayarak devletleştirilmiş özel mülkiyet biçimini yarattı. 

 

b. Asya: Ortakçılıktan Devlet Kolektivizmine 

Rusya’da mir sistemi, 19. yüzyılda çözülmeye başladı; 

1917 sonrası kısa süreli canlanma, Stalinist bürokratik kolektivizmle yeniden merkezileştirildi. 

Hindistan’da İngiliz sömürgesi, köy komünlerini “ilkel” ilan ederek özel tapu sistemine geçti; 

ortak topraklar “sahipsiz mülk” sayıldı ve sermaye birikimine açıldı. 

 

c. Amerika: Kolonyal Soykırım ve Toprak Hırsızlığı 

Kuzey ve Güney Amerika’nın yerli toplumları (Inka, Maya, Aztek, Pueblo), 

ortak mülkiyete ve doğayla uyuma dayalı üretim biçimlerini sürdürüyordu. 

Avrupa sömürgeciliği, bu sistemleri “medenileştirme” ve “Hristiyanlaştırma” adına yok etti; 

hem insanı hem doğayı köleleştirerek kapitalist birikimin ilk temelini attı. 

 

d. Anadolu: Alevi Ortaklığının Tasfiyesi 

Anadolu’da Alevilik, yalnızca inanç biçimi değil, aynı zamanda ortak mülkiyet ve rızalık temelli üretim anlayışıydı. 

Osmanlı’nın merkezileşme politikalarıyla Alevi-Türkmen köyleri zorla ilhak edildi, 

Cumhuriyet döneminde bu ilhak, “modernleşme” ve “laiklik” söylemleriyle yeniden meşrulaştırıldı. 

Tekke ve Zaviye Kanunu’yla dergâhlar kapatıldı, vakıflar devletleştirildi, 

böylece Alevi toplumsallığı hem ekonomik hem kültürel olarak mülksüzleştirildi. 

 

5. Burjuva Evrenselliği: Soyut İnsan, Gerçek Bölünme 

Burjuvazi, kendi iktidar biçimini “evrensel insanlık ideali” olarak sundu. 

Ancak bu “evrensellik”, bölünmüş insanın evrenselleşmesidir: 

doğadan kopuk, üretimden soyutlanmış, bireyselleştirilmiş, mülkiyet sahibi insan. 

Gerçek evrensellik, insanın doğa, toplum ve inançla kurduğu birlikli varoluşta yatar — 

Alevilikteki “can” kavramı bu bütünlüğün ontolojik ifadesidir. 

Burjuva evrenselliği, sermayenin evrenselleşmesidir. 

Gerçek evrensellik, ortak olanın yeniden kuruluşu, 

yani insanın kendi varoluşsal bütünlüğünü, doğayla ve toplumla birlikte yeniden üretmesidir. 

 

6. Sonuç: Ortaklığın Yeniden Kuruluşu 

Bugün “modernleşme”nin krizi, aslında insanın kendi bütünlüğünü yitirmesinin krizidir. 

Ulus, mülkiyet ve birey kavramları üzerine kurulan burjuva düzeni, 

insanın insanla, doğayla ve kutsallıkla kurduğu ilişkileri parçalamıştır. 

Gerçek kurtuluş, yeni bir ulus biçiminde değil; 

ortak mülkiyet, rızalık ve varlık birliği ilkesinde yeniden kurulacak yeni bir insanlık tasavvurundadır. 

Aleviliğin tarihsel belleği, bu yeniden kuruluşun Anadolu’daki en derin izini taşır. 

O, zorun evrenselleşmesine karşı evrensel rızalığın tarihsel biçimidir: 

mülkiyete karşı paylaşımın, soyut insana karşı somut canın, 

sömürüye karşı ortak yaşamın ontolojik mirası. 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!