Haydar Avşar
25 Ekim 2025, 15:49 | Emek
Demokratik Cumhuriyet, Burjuva Teolojisi ve Sınıfsal Süreklilik: Osmanlı’dan AKP Dönemine Bir Analiz (Haydar Avşar)
Görsel: Eugène Delacroix – “Halka Yol Gösteren Özgürlük”
Giriş
“Demokratik cumhuriyet” söylemi, modern dönemde halk egemenliğinin temsili olarak sunulsa da, özünde kapitalist üretim ilişkilerinin sürekliliğini güvence altına alan burjuva teolojisinin ideolojik bir biçimidir. Bu teoloji, ulus, kimlik, dil ve din üzerinden egemen sınıfların çıkarlarını meşrulaştırırken, halkın bağımsız sınıfsal çıkarlarını görünmez kılar. Demokrasi, hukuk ve temsil gibi normatif araçlar, halkın öz iradesini değil, egemenliğin kutsallaştırılmış düzenini üretir. Bu yapının kökenleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınıfsal-dinî hiyerarşisinde aranmalıdır.
1. Temsil ve Burjuva Teolojisi
Modern temsil, tek tanrılı dinlerden devralınan teolojik bir yapıyı sekülerleştirilmiş biçimde taşır. Tek tanrılı dinlerde Tanrı, mutlak yetki ve otoritenin kaynağıdır; temsilciler Tanrı iradesini uygular. Aydınlanma ve modern devlet teorileri bu mantığı sekülerleştirerek “halk egemenliği” kavramını getirmiş, ancak temsilin tekil ve merkezi otorite karakterini korumuştur. Burjuva temsiliyeti de aynı mantıkla işler: halk, kendi iradesini değil, temsilcinin otoritesini devreye sokar. Ulus, dil, kimlik ve din temelli söylemler, bu yapının ideolojik araçları haline gelir.
2. Osmanlı Dönemi: Sünniliğin Sınıfsal Doğası ve Etnik Hiyerarşi
Osmanlı toplumundaki temel ayrım etnik değil, dinî-mezhepseldi. Sünnilik, sadece bir inanç değil, aynı zamanda bir sınıf konumu ve ayrıcalık göstergesiydi. Mülkiyet (tımar sistemi), bürokrasi, vergi muafiyetleri ve siyasi güç, Sünni Müslüman seçkinlerin tekelindeydi.
Sünni Kürt aşiret reisleri, Sünni Türkmen köylülere kıyasla çok daha ayrıcalıklı bir konumdaydı. Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ittifakı, Safevi tehdidine karşı Sünni Kürt beyliklerini otonomi ve toprak imtiyazlarıyla ödüllendirerek, onları imparatorluğun “taşradaki egemen sınıf ortağı” haline getirdi.
Buna karşılık, “Türk” kimliği, Osmanlı seçkinleri tarafından Anadolu’nun göçebe veya köylü nüfusunu aşağılamak için kullanılıyordu. Anadolu’daki Sünni Türk nüfus, ağır vergiler altında ezilen ve isyanlarla bastırılan bir “reaya” sınıfıydı. Bu durum, imparatorluktaki sınıfsal hiyerarşinin etnik kökenden çok, Sünnilik ve merkezle kurulan siyasi-ekonomik ilişki üzerinden şekillendiğini gösterir.
3. Cumhuriyet Dönemi: Modernist Yama ve Sınıfsal Devamlılık
Cumhuriyet, bu tarihsel mirası modern ulus-devlet kalıbına dönüştürdü. Osmanlı’nın dinî temelli sınıf hiyerarşisi, “Sünni-Türk” sentezi üzerinden seküler-ulusal bir kimliğe evrildi. Bu, modernist bir yamaydı:
“Aşağılanan Türk”ün Yüceltilmesi: Osmanlı’da kaba ve taşralı addedilen “Türk” kimliği, “kurucu unsur” olarak yüceltildi.
Sünni Kürt Elite Kontrollü Entegrasyon: Osmanlı’daki ayrıcalıklı Sünni Kürt elit, yeni ulus-devlete asimile edilerek sistemle bütünleştirilmeye çalışıldı.
Marjinalleştirmenin Sürekliliği: Heterodoks Aleviler ve diğer gayri-Sünni gruplar, bu yeni ulusal kimlik inşasında yine “öteki” konumuna itildi.
“Demokratik cumhuriyet” söylemi, bu yeni sınıfsal ittifakı ve dışlamayı meşrulaştıran ideolojik bir araç oldu.
4. AKP Dönemi: Yeni Osmanlıcı Formant ve Sınıfsal Uzlaşmalar
AKP, Osmanlı ve Cumhuriyet’ten devralınan bu sınıfsal dinamiği, “muhafazakar-demokrat” bir söylemle yeniden yapılandırdı. Yeni model, “Türk-Kürt Sünni sermaye ittifakı” üzerine inşa edildi:
Yeni Egemen Sınıf: “Anadolu Kaplanları” olarak bilinen ve büyük ölçüde Sünni-muhafazakar kimliği öne çıkaran yeni bir sermaye sınıfı yaratıldı ve devlet kaynaklarıyla desteklendi.
Yeni Taşra İttifakı: Merkezi hükümet, Sünni Kürt seçkinler ve yerel aşiret yapılarıyla kurduğu ittifaklarla hem oy tabanını genişletti hem de taşradaki otoritesini pekiştirdi.
Kontrollü Haklar: Kürt kimliğine yönelik “açılım” politikaları, sınıfsal ittifakı bozmayacak şekilde, kontrollü ve sisteme entegre bir biçimde ilerletildi.
Bu süreç, demokratik ve reformist bir maskeyle, tarihsel sınıfsal sürekliliğin modern bir restorasyonudur.
5. Norm ve Önlem Devleti: İktidarın İkili Mekanizması
Bu sınıfsal ittifakı korumak için devlet, ikili bir mekanizmayla işler:
Norm Devleti: “Demokratik cumhuriyet”, hukuk devleti ve milli irade söylemiyle meşruiyet üretir.
Önlem Devleti: Sınıfsal düzen tehdit altına girdiğinde, polis, yargı ve olağanüstü hal rejimleri devreye girerek egemen çıkarları fiziken korur.
6. Sonuç: Halkın Ontolojik Birliği ve Özgürleşme
Demokratik cumhuriyet ve burjuva temsiliyeti, Osmanlı’dan AKP’ye uzanan sınıfsal sürekliliği gizleyen bir burjuva teolojisidir. Gerçek kurtuluş, bu teolojik yapıyı ve reformist maskelerini reddeden, halkın kendi sınıfsal çıkarları etrafında örgütlendiği ontolojik bir birlik ile mümkündür. Bu birlik, temsilin egemen sınıfın aracı olmaktan çıkıp, halkın kendi öz eylemi haline geldiği, emek ve özgürlük temelli yeni bir siyasetin inşasını gerektirir.
—
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yazarın Diğer Yazıları
- Toplumsal Mülkiyetin Onto-Epistemolojik Yapısı (Haydar Avşar)
- Kutsal Düzen ve Toplumsal Cinsiyet: Doğallaşmış İş Bölümünün Tarihsel İnşası ve Bütüncül Perspektif (Haydar Avşar)
- Burjuva Akademisinin “Çözülüş” Söylemi: İdeolojik Maskeleme ve Zor Yoluyla Tasfiye (Haydar Avşar)
- Türkiye’de Patrimonyal Yapı, Sol-Sosyalist Hareketler ve Sınıfsal Birlik Sorunu: Prekarya Merkezli Bir Çözümleme (Haydar Avşar)
- Güvenlikçi Kapitalist Devlet: Norm ve Önlem Yüzleri Üzerine Kaşılaştırmalı Analiz (Haydar Avşar)
