Haydar Avşar
12 Kasım 2025, 17:32 | Sosyalizm
Toplumsal Mülkiyetin Onto-Epistemolojik Yapısı (Haydar Avşar)
1. Mülkiyetin Ontolojik Kökeni: İnsanın Kendi Üzerindeki Egemenliği
Mülkiyet, yalnızca ekonomik bir kategori değildir; aynı zamanda insanın kendi toplumsal varlığıyla kurduğu ilişkinin biçimidir.Kapitalist toplumda mülkiyet, insanın kendi emeğini ve üretim sürecini dışsallaştırmasının, yani kendine yabancılaşmasının kurumsal sonucudur.
Bu nedenle özel mülkiyet, sadece üretim araçlarının değil, insanın kendi varlığının mülkleştirilmesidir.
Devlet mülkiyeti de bu yabancılaşmanın tersine çevrilmiş ama aynı biçimini koruyan bir türüdür:emek bireyden alınır, ama topluma verilmez — devletin kurumsal şahsiyetine devredilir. Bu durumda mülkiyet biçimi değişir, fakat ontolojik ayrım sürer:insan, kendi emeği üzerinde doğrudan bir varlık ilişkisine sahip değildir.
Dolayısıyla gerçek toplumsal mülkiyet, ne özel mülkiyetin topluma devredilmesi, ne de devletin mülkiyeti “halk adına” yönetmesidir; toplumsal mülkiyet, insanın kendi toplumsal varlığı üzerindeki doğrudan egemenliğidir.
2. Epistemolojik Boyut: Bilginin Kolektifleşmesi
Toplumsal mülkiyetin yalnızca maddi değil, epistemik bir yönü vardır.Üretim araçları topluma ait olabilir, ancak eğer üretim bilgisi, yönetim teknikleri, karar süreçleri hâlâ bir azınlığın tekelindeyse,mülkiyet biçimsel olarak toplumsal ama özsel olarak bürokratik kalır.
Bu nedenle, mülkiyetin gerçekten toplumsallaşması için, bilgi de toplumsallaşmalıdır.
Yani üretimin organizasyonu, planlama, bilimsel yönelim, teknoloji ve bilinç süreçleri kolektif karar alma ve kolektif bilme biçimlerine dayanmalıdır.
Bu, epistemolojik bir devrimdir:bilgi artık bir uzmanlık veya idari araç değil, toplumsal pratik biçimi haline gelir.Toplumsal mülkiyetin özü, tam da burada belirir:toplumun kendi bilgisini kendi varlığı olarak üretmesi.
3. Onto-Epistemolojik Birlik: Bilgi, Emek ve Bilincin Eşzamanlılığı
Gerçek toplumsal mülkiyet, ontolojik (varlıkla), epistemolojik (bilgiyle) ve pratik (emekle) düzeylerin birbirinden ayrılmadığı bir birliktir.
Yani üreten, bilen ve yöneten özne aynı toplumsal varlıkta cisimleşir.
Kapitalizmde bu üç alan ayrıdır:
• Bilgi, bilim sınıfının elindedir;
• Yönetim, sermaye sınıfının elindedir;
• Üretim, emekçinin ellerindedir.
Devlet mülkiyetinde bu üç alanın ikisi birleşir, biri dışlanır:yönetim ve bilgi devletin elinde toplanır,emek ise idari denetime tabi hale gelir.
Toplumsal mülkiyet ise bu üç alanın içsel birliğini kurar. Bu birlik, yalnızca bir üretim biçimi değil,aynı zamanda bir varoluş biçimidir:insan, hem kendi emeğini hem de kendi bilgisini kendi bilinciyle bütünleştirir.
Bu nedenle toplumsal mülkiyet, “ekonomik” bir dönüşüm değil, ontolojik bir devrimdir.
4. İdeolojik Boyut: Mülkiyetin Ahlaki Anlamı
Toplumsal mülkiyet, yalnızca üretim araçlarının paylaşımı değil,aynı zamanda değerlerin toplumsallaşmasıdır.Özel mülkiyetin dünyasında “sahip olmak” en yüksek değerdir; devlet mülkiyetinde “sadakat” ve “disiplin” ön plana çıkar;ama toplumsal mülkiyetin dünyasında değer, paylaşımın kendisidir.
Bu, ahlaki bir kopuşu da içerir: “mülkiyetin korunması” değil, ilişkinin korunması önem kazanır. Mülkiyet, artık bir sahiplik değil, ilişkisellik haline gelir.İnsan, şeylere değil, insanlara ve topluma ait olur.
Bu ahlaki dönüşüm, ideolojinin de çözülmesini sağlar:çünkü ideoloji, her zaman bir sahiplik biçimini (sınıf, ulus, din, cinsiyet) doğallaştırır.Toplumsal mülkiyet, bu sahiplik biçimlerini ontolojik düzeyde gereksiz kılar.
5. Devlet Mülkiyetinden Farkı: Toplumun Kendini Üretmesi
Devlet mülkiyeti ile toplumsal mülkiyet arasındaki fark,“kimin adına” değil, “nasıl” mülkiyet kurulduğundadır.Devlet mülkiyetinde toplum adına hareket eden ayrı bir mekanizma vardır;toplumsal mülkiyette ise toplum, kendisi adına doğrudan hareket eder.
Birincisinde temsil, ikincisinde doğrudan varlık vardır.Bu fark, yalnızca yönetim biçimi farkı değil,bilincin niteliği farkıdır:devlet mülkiyetinde bilinç kurumsaldır,toplumsal mülkiyette bilinç yaşayan kolektif bir süreçtir.
Bu nedenle toplumsal mülkiyet, devletin sönümlenmesinin yalnızca sonucu değil,aynı zamanda önkoşuludur.Devlet ancak, toplumsal mülkiyetin varlığıyla gereksiz hale gelir.
6. Sonuç: Toplumsal Mülkiyet, İnsanlık Biçiminin Yeniden Kuruluşudur
Toplumsal mülkiyet, üretim araçlarının paylaşımıyla sınırlı bir kategori değildir;insanın kendi varlığı üzerindeki ontolojik egemenliğini yeniden kurmasıdır.Bu egemenlik, özel mülkiyetin bencilliğinden, devlet mülkiyetinin kurumsallığından farklı olarak,bilinçli kolektivitenin özgürlüğüne dayanır.
Toplumsal mülkiyetin inşası, hem mülkiyetin hem bilincin hem de bilginin ortaklaşa bir biçimde üretildiği yeni bir insanlık formunu ima eder.Bu formda artık “yöneten–yönetilen”, “bilgi–uygulama”, “devlet–toplum” ayrımı yoktur;bunların yerini, toplumsal varlığın kendisi olarak insan alır.
Gerçek komünist toplum, bu anlamda,sadece sınıfsız değil, ayrımlardan özgürleşmiş bir toplumdur.Toplumsal mülkiyet, bu özgürleşmenin hem koşulu hem sonucudur.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yazarın Diğer Yazıları
- Kutsal Düzen ve Toplumsal Cinsiyet: Doğallaşmış İş Bölümünün Tarihsel İnşası ve Bütüncül Perspektif (Haydar Avşar)
- Burjuva Akademisinin “Çözülüş” Söylemi: İdeolojik Maskeleme ve Zor Yoluyla Tasfiye (Haydar Avşar)
- Demokratik Cumhuriyet, Burjuva Teolojisi ve Sınıfsal Süreklilik: Osmanlı’dan AKP Dönemine Bir Analiz (Haydar Avşar)
- Türkiye’de Patrimonyal Yapı, Sol-Sosyalist Hareketler ve Sınıfsal Birlik Sorunu: Prekarya Merkezli Bir Çözümleme (Haydar Avşar)
- Güvenlikçi Kapitalist Devlet: Norm ve Önlem Yüzleri Üzerine Kaşılaştırmalı Analiz (Haydar Avşar)
