"Ülke" Kategorisi
Apolitikleşme, Eleştiri ve Toplumsal Yozlaşma (Meral Dersim)
Bir toplumu ayakta tutan en güçlü iki şey direnişi ve müziğidir. Sanatın içinde kitleselleşen sanat olması itibarıyla müzik önemlidir. Kimse oturup bir şiir okumayacaktır belki ama bir ezginin sesini herkes duyacaktır. Dönem apolitikleşme dönemi. Yıllardır sürüp hiçbir sonuca bağlanamayan, muhataplarının da artık ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemediği kaotik bir politik barış döneminde insanları diri tutan tek şey müzik oldu. Çünkü “savunmasız bir halkın” tek gücü artık kendi imkânlarıyla ayakta kalma sürecine girmektir; yani asimilasyona maruz kalmamaktır. Yurtseverlik dediğiniz şey, her şeyden önce kendi toprağında kendi kültürünü yaşama arzusudur. Bu arzu insanı politik bir varlık hâline getirir. Ancak sonucun asıl nedene kurban edildiği tartışmalar bana kalırsa tutarsız bir eğilimdir.
VERİLER İLE EKONOMİ-POLİTİK HÂL-İ PÜR MELÂL(İMİZ)! (SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER)
Bu güzergâhta “Uğraşların zahmetlerinden kaçınırsan, umursamazlığın felaketleriyle karşılaşacaksın.”[123] Ama hiçbir biçimde Emma Goldman’ın, “Hiçbir insan dünya üzerinde tek bir köle kalmayana dek güvende değildir”; V. İ. Lenin’in, “Umutsuzluk, kötülüğün nedenlerini anlamayan, çıkış yolu göremeyen ve mücadele etme yeteneğinden yoksun olanların tipik özelliğidir,” uyarısını “es” geçmeyeceksin. Çünkü ezilenlerin umutlu itirazı, kapitalistlere gerçek efendilerin kendileri değil, haklarını giderek daha fazla fark eden yoksulların olduğunu hatırlatır. Böylelikle de ezilenler, durumlarının umutsuz olmadığını, yalnız olmadıklarını ve başka bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatır.
DEVLET BAHÇELİ’NİN ORTAĞINDAN BAĞIMSIZ HAREKET ETMESİ OLASI MI? (Fikri Günay)
“Ulus-devletlerin temel ilkesi ötekileştirme olmasıdır. Ulus ve azınlık halkların bulunduğu bir coğrafyada yaşayan halklar ‘TEK ULUS, TEK DİL VE TEK BAYRAK’ altında yaşayamazlar. ÖRGÜTLÜ GÜÇ oluşturmaktan başka çare yoktur.”
Haksızlığa karşı başkaldırı ruhunun öncüleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ı unutmadık! (Şükriye Ercan)
Egemen sınıflar, toplumun geleceğini Denizlerin şahsında yok ederek bu suçun bedelini ülkeye ödettiler. Toplum, isteyerek ya da istemeyerek egemenlerin suçlarına ortak edildi. Egemen sınıfların, ülkenin sorunlarıyla ilgilenen gençlerini düşman görme ve geleceğin suçlarına yeni genç kuşakları ortak etme politikalarına on yıllar boyunca “biat” ettirildi.
BİR ÇOCUĞUN ALGISINA İŞLEYEN ZULÜM (Mehmet Güzel)
“İlkokulda kazdığım çukurdan çıkan iskeletle başlayan bu hikâye, yıllar sonra “bir zamanlar bütün bu topraklar Ermeni halkının yaşam alanlarıydı” cümlesiyle anlam kazandı. Geriye kalan, yok edilmiş mezarlıklar, sürülmüş insanlar ve hâlâ dinmeyen bir zulmün hafızasıydı; çocukluğumdan bugüne taşınan, inkâr edilemeyen, ağır ve yakıcı bir gerçek olarak içimde duruyor.”
Ermeni Soykırımı ve Hatay’daki Yaşam Kültürüne Etkisi(*) (Mehmet Güzel)
"1915’te yaşananlar, devletin gizlediği ve çarpıttığı, planlı ve sistematik bir yok etme sürecidir. Bu süreç yalnızca geçmişte kalmamış, Hatay’ın demografik ve kültürel yapısını köklü biçimde değiştirmiştir. Gerçek bir birlikte yaşam için tarihle yüzleşmek, suçları kabul etmek, zararları tazmin etmek ve halkların kendi kimlikleriyle eşit, gönüllü bir birliktelik kurmasını sağlamak zorunludur."
